i ? new york and some distress
06 Feb 2010 5 Comments
geçen hafta gelinliğimi almak üzere new york’taydık. internet yoluyla yaptığım aylar süren hazırlık sayesinde çok kısa bir sürede istediğim ve hatta hasta olduğum gelinliği alarak mağazadan çıkabildim. geri döndüğümde gördüğüm birkaç düğün fotoğrafı ise abd’de bir dönem yaşamamış kimsenin adını duymadığı bir mağazadan gelinlik alarak ne kadar muhteşem bir iş yaptığımı düşünmeme sebep oldu. zira türkiye’deki bütün evlenme niyeti olan kadınların tek seçeneklerinin pronovias’mış gibi davranıp, tornadan çıkmış gelinlikleri giymelerine anlam veremiyorum. facebook’ta herkesin ortalama 150-200 arkadaşının olduğu ve çarşaf çarşaf düğün fotoğraflarının yayınlandığı günümüzde bütün gelinlerin aynı görünmesi gerçekten saçma. bu konuda bir örnek teşkil edip “gelinlik satın almak için abd’ye gitme” hareketi başlatmazsam eğer (ki hiç başlatasım yok) biliyorum ki başka bir gelinle pişti olma ihtimalim %0.0000000001 sularında.
new york güzeldi ama çok soğuk ve çok kaotikti. eminim mayıs ya da eylül gibi bir ayda gitsek çok daha efektif gezebileceğimiz bir tatil olurdu ama o zaman da bu kadar çılgın indirimlere denk gelemeyebilirdik. çok alışveriş yaptık, süper alışverişler yaptık. magnolia’s bakery’de muhteşem banana pudingler yedik. chipotle delisi olduk. woodbury’de dünyayı aldık. central park’ta soğuktan takırdayarak dolaştık. yine de, pek çok arkadaşımın aksine, ben new york’tan “allahım burda yaşamalıyım” hissiyatı ile dönmedim. çünkü ben eğer bir gün yurtdışında yaşayacaksam, ki bu gerçekten istediğim bir şey hala, istanbul’da bıktığım, yaşam kalitemi düşüren bir takım moronluklardan kurtulmak istiyorum. tamam alışveriş ve eğlence olanakları süper, insanlar mağazalarda vs oldukça sıcak ve yardımcı davranıyorlar fakat gel gör ki geceleri kendini güvende hissederek sokakta yürüyemiyorsun. “public urination” denen konseptle tanışıyorsun. trafikte bir bmw içinde bulunduğun taksiciye camını açıp küfrettikten sonra taksici ile bmw makaslar atarak birbirlerine sataşırken kendini istanbul’da sanabiliyorsun bir anda, ya da bitmek bilmeyen korna ve siren seslerinden yorulup “eeeeh” diyebiliyorsun. hayatımın 1-2 sene gibi bir süresinde yaşamaya katlanabilirim ama “ay hadi yurtdışına çıkalım da huzur bulalım” dersem yaşamaya gideceğim bir yer değildir kesinlikle. londra ve amsterdam’da bildiğin ömür boyu yaşayabilirim diğer taraftan. avrupa insanıyım ben sanırım.
düğünün en önemli parçalarından gelinliğe check atıldıktan sonra son iki aydan daha önce tamamlanamayacak ve bu yüzden evlenmeye karar veren herkesin iki ayağını bir pabuca sokan binlerce minik detay üstüme üstüme gelmeye başladı. saçımı nerde yaptıracağım, makyaj da dahil olacak mı, balayı konusundaki kararımızdan emin miyiz, davetiye seçmek lazım, davetiye zarflarını hattata mı yazdırsak kendimiz mi yazsak, mekan süslemeleri için dekoratörle toplantı, playlist’in kesinleştirilmesi, oturma düzeninin yapılması, ev için perdeler halılar koltuklar avizeler televizyon ve dolapların seçilmesi gibi binlerce alınması gereken karar mevcut. süreçle yakından uzaktan alakası olmayan arkadaşlarım bu konuya “ay bunlar ne güzel telaşlar” falan diye yaklaşsa da içinde olunca bu kadar minik detaylara kafa patlatıp durmak ve sürekli “bir şeyleri unutuyorum” hissiyatı içinde olmak insanı stresten strese sokuyor.
sancılı postlarla karşınızda olmaya devam edeceğim.

hevesli bardak
Feb 07, 2010 @ 20:58:02
Hehay tema yine değişmiş (:
Ben de benzer telaşlar içindeyim. Önümüzdeki günlerde bir ev bulup beğendikten sonra yavaş yavaş gelinlik melinlik eşya işine gireceğiz. Gelinliği nereden aldığını merak ettim, pişti alert olmazsa, sana sıkıntı yapmazsa öğrenebilir miyim?
(söylemek istemezsen gerçekten sorun değil)
shoegal
Feb 07, 2010 @ 21:07:32
wallpaper değiştirir gibi tema değiştiriyorum :)
gelinlik için http://www.davidsbridal.com diyorum, ben burdan aldım. çok fazla model var, fiyatlar da pek uygun. ne sıkıntı yapacak, benim gibi bu uğurda abd’ye gidecek kadar çatlak gelinlerle pişti olmak keyiftir ;) (türkiye’ye gönderim yapmıyor adamlar)
a a
Feb 08, 2010 @ 00:26:30
Kişiliksiz insanların moda ve alışveriş gibi sömürülerle varlıklarını anlamlandırma çabası, kendi başlarına bir hiç olanların evlilik gibi paket programlara, kalıp reçetelere sarılması ne kadar da ibretlik. Zavallısın shoegal.
shoegal
Feb 08, 2010 @ 09:11:09
çok asiymişsin, dopdoluymuşsun, bambaşkaymışsın arkadaşım sen. kimin ne kadar kişilik sahibi olduğunun kredi kartı ekstresinden anlaşıldığını da sayende öğrendik.
eminim yalnız uyuduğun yatağında gözyaşların yastığını ıslatırken kendi başına “çok şey” olabildiğin için gecenin bir yarısı böyle dayanaksız ve moronik yorumlar zırvalamak zorunda hissettin kendini…
“tüketim çılgınlığı dört yanımızı sardı, kapitalizm kakadır!” gibi daha önce duymadığımız, dünyayı değiştirecek muhteşem fikirlerini yaymak için kendin gibi havanda su dövme şenliklerine gönül vermiş misyoner arkadaşlarının bulunduğu ekşi sözlük tarzı lağım ortamlara defolmanı öneririm. belki bu mecralarda sefil hayatına bir yoldaş bulursun, evlenmeden aylık 500 tl kirası olan bir evde beraber yaşarsınız, taksim’de komünist gazetesi satarsınız falan… ben de yanınızdan geçerken kokunuzdan yüzümü buruştururum.
sefil, beyinsiz paçoz seni.
hevesli bardak
Mar 24, 2010 @ 20:54:52
Soruma cevap vermişsin, bir teşekkür bile edememişim. Çok teşekkür ederim, siteye baktım. Daha da bakıyorum (:
Bir sürü de post yazmışsın, düğüne 4 gün kalmış. Sıkıntılı zaman ama umarım her şey kolay olur, ve çok şahane bir evlilik dilerim.