temizlik ne rahat…
18 Feb 2010 Leave a Comment
insan bazen geçtiği yollarda ne kadar iz bıraktığını farkedemiyor azizim. anlamıyorsun. senin dünyanda hiçbir etkisi olmamış, geyik olaylar aynı olaya başka bir açıdan taraf olmuş diğer insanların hayatında tsunami etkisi yapabiliyor. “karşılıksızlık” da böyle bir şey işte.
son dönemde blog’uma tuhaf yorumlar yapan (bkz. previous post) bir kimsenin varlığı ile farkettim, 10 yıl önce belki bir “merhaba” dediğim, belki iki lafın belini büktüğüm, belki de beraber güldüğüm ama etkisi ve varlığı bundan ibaret olmuş ve zaman içinde doğal seleksiyonla silinip gitmiş insanlar hala benim ne yazdığım, ne yaptığım ve ne düşündüğümle ilgilenip beni takip etmek için zaman ve efor harcıyor. gerçekten epey şaşırdığım şeylerden biri oldu bu aralar. şaşırdığıma da şaşırıyorum aslında, nedense yaş 28′e gelince insan artık fazla bir şeye şaşırmayacağını varsayıyor.
neyse, bu arkadaş burda yayınlamayacağım yorumunda benim 10 yıl önce nerde yaşadığımı bildiğinden dem vurmuş. x bir köyden gelip şarkıcı oldum hayatım değişti ya… özümü biliyormuş o açıdan. victoria’s secret don giyip abd’den gelinlik aldığım için kendimi bir halt sandığımı buyurmuş. kendi dünyasında, abd’de zenci kasiyerlerin giydiği, beş tanesi yirmibeş dolara satılan donlar bir statü sembolüymüş çünkü. herkesin dünyasını kendi gibi sanmış. sonra beni de abd’de vera wang’den ya da oscar de la renata’dan gelinlik aldım sanmış bu arkadaş. buraya yazdım diye show yapıyorum sanmış, çıldırmış çıldırmış. sinirden duvarları tekmelemiş hatta anladığım. halbuki bir önceki post’uma yaptığım yorumu okusaymış, verdiğim link‘e tıklasaymış da görseymiş gelinliğimi aldığım yerde USD 1,150 üzerinde gelinlik fiyatı yokmuş meğer. ben de millerimle abd’ye bedava uçup ucuz gelinliği kapmışım, gelinliğine 5,400 TL duvağına 800 EUR veren arkadaşlarıma nanik yapmışım. bilip bilmeden konuşmanın sözlük karşılığı olmuş bu arkadaş. ha bir de beni maddi açıdan donunda sallarmış, aynen böyle demiş. hayatında sahip olduğu her şeyi kendi parasıyla almış, ticaretle uğraşan sonradan görme baba parası ile özel okullara gitmemiş, yurtdışında okumamış bir insan olarak o donda salıncak gibi sallanmaktan çok büyük gurur duyacağımı da bilmeyecek kadar uzakmış gerçeklere.
dediğim gibi, şaşırıyorum bu aralar. 10 yıl önce hasbel kader tanıdığın, seni hayatından şutlamış, üzerine 10 senede allah bilir neler görmüş neler geçirmiş bir insanı, bu kadar yıl sonra (belki de bu kadar yıldır?) takip edip blog’unda laf sokmaya çalışmak nasıl bir içe oturmuşluğun ve kuyruk acısının işaretidir? sadece alışveriş ve moda üzerine yazılar içermesi amacıyla yaratılan, daha sonra yazarın çenesini tutamaması sebebiyle biraz kişiselleşmiş, ama hep bir çıkış amacına sadık kalma ihtiyacı hisseden şu blog’dan hangi moron karakter analizi yapmaya çalışır? ve yine hangi gerizekalı benim burda dünyaya kendimi açıp about kısmına varlığımı gerçekten tanımlayan şeyleri yazacağımı düşünür?
doğal seleksiyon diyorum ya işte, cuk oturuyor. tamamen gençliğin getirdiği salaklık sebebiyle hayatıma kıyıdan köşeden sızma şansı bulabilmiş gereksiz insanlar bu doğal seleksiyonla silindiler birer birer. o veya bu şekilde silinmeyenleri de ben kazıdım scotch brite’la. çok da güzel oldu, pırıl pırıl oldu. peki şimdi bu zamansız ve beyhude kaale alınma çırpınışı neden?
şaşırıyorum gerçekten. geçen gün hayatımda ilk defa kötü bir insan gördüm mesela. son beş yıldır tanıdığım bir kişi olmasına rağmen, bildiğin kötü kalpli ve art niyetli bir insan olduğunu yeni anladım. hayatımda sevmediğim, salak olduğunu düşündüğüm, uyuz olduğum çok insan oldu ama hepsinin vardı bir sebebi ya da açıklaması. onların hayatları öyle davranmalarını gerektiriyordu falan. ama kendisiyle hiç alakası olmayan insanlara zarar vermek üzere bilinçli ve planlanmış aksiyonlar almak? bunu anlayamıyorum. bunu kafamda oturtamıyorum.
daha öğrenmem gereken çok şey var. adım adım büyüyorum hala…
