ordan burdan
04 May 2010 Leave a Comment
yine kafama esenleri kısa kısa ve bölük pörçük yazacağım bir postta daha beraberiz. buyrun burdan yakın:
düğün dernek olayları sonunda bitti. bu esnada öğrendiklerimi ve tavsiyelerimi yeni gelin adaylarıyla paylaşmak istiyorum.
1- gelinlik tadilatını komandaturacılar yapar. nişantaşı’nda marmaris büfe’nin yanından girilen pasajda bir adet gayet başarılı komandaturacı mevcuttur. şahsımın gelinlik daraltma işlemini 50 ytl karşılığında ve iki gün içinde halletmiştir.
2- bir düğünde her şeyden önemlisi oraya gelen insanların eğlenmesi, dans pistinin dolmasıdır. bunun için de dj ve playlist büyük önem taşımaktadır. sizin için çok manalı rock ballad’larının çaldığı bir düğün hayal ediyorsanız gerçeklerle tanışmaya hazır olun: bu şarkıları çalmayı akıl eden ilk siz değilsiniz, bunların düğünlerde çalınmamasının bir sebebi var. kimse bu şarkılarda dans edemiyor, eğlenemiyor! tamam, sizin için çok anlamlı falan fişman… lakin orda nerden baksanız 250-300 kişilik bir insan grubu toplamışsınız ve “oturmaya gelmediler”! dj yeri geldiğinde alabildiğine krolaşacak, yeri geldiğinde yöreselleşip hayatınızda duymadığınız şarkılar çalacak. müdahale etmeyin. gecenin sonunda annenizin babanızın bütün gece kös kös oturduğunu farketmek istemiyorsunuz. onlar da dans pistinde coşarak sizin mutluluğunuza ortak olmalı.
3- en az müzik kadar önemli olan iki şey: genç popülasyon ve gelin & damadın pozitif enerjisi. zaten genç popülasyon ikinci maddede tanımladığımız pistin dolması için şart. ne kadar fazla genç, o kadar coşkulu bir düğün demek. arkadaşlarınızı davet ederken sayıya bakmayın. o gece yanınızda olmasından mutluluk duyacağınız kim varsa çağırın. sonuçta hayatınızda bir kere yaptığınız bir organizasyon, parası bir şekilde ödenir. gelelim pozitif elektrik hadisesine. efendim somurtan bir gelin ve damat zaten olayın mantığına aykırı. o insanlar sizin mutluluğunuza şahit olmak için orda, bet suratınıza bakıp “herhalde gelinle kaynana takı meselesinden kapışmış” gibi moronik akıllar yürütmek için değil. gerilmeyin. içten ve samimi olun. zaten her şey yolunda gidecek… ufak tefek aksilikler olsa bile o geceden sonra sadece ne kadar mutlu olduğunuzu hatırlayacaksınız.
4- sakın sakın sakın sadece mekanın fotoğrafçısına güvenmeyin. hazırlık aşamasını fotoğraflayacak bir profesyonel mutlaka olsun. önceden referanslarına baktığınız, güveninizi kazanan biriyle anlaşın.
5- kuaför size ne derse desin bu aktiviteye 3 saat ayırın. makyajı abartmayın, maymun gibi olmayın.
6- fazla sıvı tüketmeyin, gelinlikle tuvalete gitme hadisesini birden fazla yaşamak istemezsiniz.
şimdilik aklıma gelenler bunlar, başka sorunuz olursa yanıtlamaya çalışırım.
ikinci konu olarak, kredi kartınızın borcunu son ödeme tarihinden bir gün sonra bile ödeseniz, faizin ekstre kesim tarihinden itibaren işlediğini biliyor muydunuz? ben bilmiyordum hsbc’nin kazığı sonrasında öğrendim. kendileri bunun genel bankacılık uygulaması olduğunu iddia ediyor. ben bu durumdan bddk’nın ve merkez bankası’nın haberi var mı çok merak ediyorum. sonuçta tcmb’nin sayfasında bu bankaların uygulayabileceği azami aylık faiz oranı %3.55 ama bu teknikle hesaplanan faiz %9′a tekabül ediyor. hsbc’ye musallat olsam mı olmasam mı karar veremedim. halim yok gibi uğraşmaya.
üç: “yakın bir arkadaşım” beni twitter’dan unfollow etmiş. bunu farkettiğimde nedenini düşündüm ve sonra aslında twitter’da epey boş konuştuğumu farkettim. galiba ben hala twitter’ın “what are you doing?” diye sorduğu versiyonunda kaldım, sürekli arkadaşlarıma ne yaptığımı anlatma peşindeyim, beni takip eden “arkadaşlarım”la aynı ilgi alanını paylaştığımı, ya da onların benim ne yaptığımla ilgilendiğini varsayarak. zaten şimdi twitter da “what’s happening?” diye soruyor artık. o yüzden bundan sonra dünya meselelerine değinmeye karar verdim 140 harflik tweet’lerimde – tabii bu bahsi geçen arkadaşı unfollow etmenin akabinde. mesela bugün gönül yazar’ın hayalindeki erkeğin torpidoda yedek çorap saklaması gerekliliğini paylaştım. benim kişisel BS’imden iyidir değil mi?
dürt: aşık olduğun adamla aynı evde yaşamak süper bir şeymiş. O’nu her sabah uyandırırken gülümsemek bile tek başına o günün güzel başlamasını sağlıyor, sabah sendromunu minimuma indiriyor. günün ortasında, her şey eskiden olduğu gibi ilerlerken bir anda akşam eve gidince O’nu göreceğini hatırlayınca çocuk gibi sevinmek de cabası…
beş: dün gece rüyamda swg oynuyordum ve çok mutluydum. nasıl yani?
althı: sonunda aklımdaki tilkiye uydum, macbook aldım, kendisi ile gece gündüz aşk yaşıyorum. ezelden beri pc kullanan bir insan olarak kullanımında zorlanacağımı düşünüyordum, ne kadar beyhude bir endişeymiş! hayatımda bu kadar user friendly bir alet görmedim. sonra o ekranın kalitesi… “keşke daha önce yapsaymışım” denen şeyler listeme eklendi vesselam.
sanırım bu kadar şimdilik.
